“Sollamalar-2″ solun hafızalarda taşınan kaydı tutulmayan tarihinden bir kesiti kayıt altına alma çabasının ikinci ürünü. İlk kitap yaklaşık iki yıl önce “sollamalar” adıyla yayınlanmış, solcuların başından geçmiÅŸ daha çok komik ve traji-komik diye nitelendirilebilecek gerçek olayları içeriyordu. Türkiye siyasal tarihin en örselenmiÅŸ, en fazla acıya, baskıya maruz kalmış kesimi solcular olduÄŸu konusunda çoÄŸunluk hemfikir. Bu yüzden solun tarihine ve sola dair bir ÅŸey anlatmaya baÅŸladığımızda ilk akla gelenler acı, keder, gözyaşı dolu motiflerin daha baskın olduÄŸu olaylar oluyor. Bir bakıma bu doÄŸal. Oysa nasıl ki hayatın kendisi sadece acıdan ibaret deÄŸilse solcuların hayatları da bütün örselenmiÅŸliÄŸine raÄŸmen sadece acı yüklü olaylarla sınırlı deÄŸil. Bizi bazen kahkahalara boÄŸan bazen gülümseten en zor ÅŸartlar altında gücümüze güç katan hayatla olan bağımızı kuvvetlendiren nice yaÅŸadıklarımız var. Acının gölgesinde kaldığı için umursanmayan, önemsenmeyen bu yaÅŸanmışlıklar, anılar umursanmamayı, önemsenmemeyi hak etmiyor. Çünkü bu tip yaÅŸam hikayeleriyle solun resminin donuk bakışlı, çatık kaÅŸlı, soÄŸuk nevaleler olarak çizilemeyeceÄŸini; solun bir baÅŸka yüzünün, gülen bir yüzünün de olduÄŸu ortaya çıkıyor. İçinde bulunduÄŸumuz uÄŸrakta solun bu yönünü daha fazla öne çıkarmak, toplumun çoÄŸunluÄŸunun algısında sola dair yerleÅŸik imgeleri deÄŸiÅŸtirmek için gerekli. Bu kitapta da birinci kitapta olduÄŸu gibi solun, solcuların çok bilinmeyen yüzünü becerebildiÄŸim kadarıyla gözler önüne sermeye çalıştım.

(Tanıtım Yazısından)

Per
12
Haz
04:14

Peter Burke bu kitapta, baskı makinesinin icadından Encyclopédie”nin basımına kadar geçen zamanda, Avrupa”da, bilginin örgütlenme biçimlerinde görülen deÄŸiÅŸiklikleri inceliyor. Mannheim”dan Foucault”ya, deÄŸiÅŸik bilgi sosyolojilerini deÄŸerlendirdikten sonra bir toplumsal grup olarak aydınları ve düşünsel yaratıyı destekleyici ya da engelleyici bir konumda olabilen toplumsal kurumları -özellikle de üniversiteleri ve akademileri- ele alıyor. Kitapta çeÅŸitli bölümler halinde bilgi coÄŸrafyası, antropolojisi, siyaseti ve ekonomisi üzerinde duruluyor. Bilginin toplanmasında, sınıflandırılmasında, yayılmasında ve bazen de gizlenmesinde ÅŸehirlerin, akademilerin, devletlerin ve pazarın oynadığı roller tartışılıyor. Son olarak okuyucu, dinleyici, izleyici ya da tüketicinin bilgi karşısındaki konumu deÄŸerlendiriliyor ve bu baÄŸlamda 17. yüzyılda hararetli tartışmalara konu olan, bilginin güvenirliliÄŸi sorunu ele alınıyor. Burke bu kitapta bilgiyi çoÄŸul olarak yani farklı biçimleriyle inceliyor. Özellikle basılı, diÄŸer bir deyiÅŸle akademik bilgi üzerine yoÄŸunlaÅŸsa da, baskı makinesinin icadı ve Avrupa dışındaki dünyanın keÅŸfiyle birlikte yaÅŸanan bilgi “patlaması”nın tarihini kadın-erkek, teorik-pratik, üst-alt, Avrupalı-Avrupa dışı gibi farklı bilgiler arasında yaÅŸanan karşılıklı bir etkileÅŸim süreci olarak ele alıyor.

(Arka Kapak)

Osmanlı İmparatorluÄŸu, Kıbrıs”ta üslenen korsanların Akdeniz”den geçen gemilere saldırmalarını önlemek ve Katolik Venediklilerin baskısı altında inleyen Ortodoks Rumlarına yardım etmek için 1571 yılında,80 bin ÅŸehit vererek, Kıbrıs”ı fethetti. Kıbrıs”taki Osmanlı İdaresi fiilen tam 307 ve hukuken 352 yıl boyunca sürdü. Bu süre içinde, Kıbrıs, tarihinde yaÅŸamadığı bir özgürlük yaÅŸadı. Türkler, Katoliklerin kapattığı kiliseleri açtırdı ve Rum Halka dini özgürlük saÄŸladı. BaÅŸpiskoposu Rum halkının siyasi temsilcisi olarak kabul ederken, halkın ÅŸikayetlerini doÄŸrudan saraya bildirme hakkını onlara tanıdı. Böylece BaÅŸpiskoposları siyasi yönden de güçlendirmiÅŸ oldu. İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb. ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı.

(Kitabın İçinden)

Sal
10
Haz
10:49
Sal
10
Haz
10:49

DoÄŸu ve Batı iki farklı uygarlık küresi olarak geliÅŸmeye baÅŸlamışlardır. DoÄŸu “DoÄŸu” olarak kalmayı sürdürürken, farklılaÅŸan unsur Batı olmuÅŸtur. Batı alemi siyasetin ve ekonominin en son sınırına kadar atomize olduÄŸu bin yıllık dönem boyunca, DoÄŸu”dan ithal ettiÄŸi veya DoÄŸu”nun kendine din ve siyaset yoluyla dayattığı kavramların hemen tamamından boÅŸanacak, kendi kavramlarını ve doktrinini oluÅŸturacaktır. Batı, kendi içindeki “DoÄŸu”yu kovarken, bir yandan da yeni fetih ve keÅŸiflerle Akdenizli kimliÄŸinden kopmaktadır.

İşte bu anın, bu kavÅŸağın tarihi 1492″dir.1492, çok uzun bir oluÅŸum ve mayalanma sürecinin dayattığı kökten deÄŸiÅŸimlerin artık önlenemez bir biçimde belirlendikleri yoÄŸunlaÅŸma noktalarından biridir. Attali, bu olaÄŸanüstü yılı, ayrıntıları ile ele alarak, mükemmel bir tarih kitabını daha okuruna sunuyor.

(Arka Kapak)

“Osmanlı Bankası”nın belleÄŸinde bir gezinti olarak nitelendirebilecek bu sayfaların amacı, her türlü malzemeden yararlanarak bu kurumun tarihle kesiÅŸtiÄŸi noktaları canlandırmak yoluyla, okuyucuyu, metin ve görüntü eÅŸliÄŸinde, bu tarihi birikim ve sürecin birer enstantanesiyle baÅŸbaÅŸa bırakmaktadır. Ümid edilen, bu kitabın okura hem bir tarih kitabının hem de bir fotoÄŸraf albümünün keyfini verebilmesidir.”

“Osmanlı Bankası”nın belleÄŸinde bir gezinti olarak nitelendirebilecek bu sayfaların amacı, her türlü malzemeden yararlanarak bu kurumun tarihle kesiÅŸtiÄŸi noktaları canlandırmak yoluyla, okuyucuyu, metin ve görüntü eÅŸliÄŸinde, bu tarihi birikim ve sürecin birer enstantanesiyle baÅŸbaÅŸa bırakmaktadır. Ümid edilen, bu kitabın okura hem bir tarih kitabının hem de bir fotoÄŸraf albümünün keyfini verebilmesidir.” s.15